Bir Çürük Elma Yüzünden Tüm Sepeti Çöpe Atmak

18.04.2018
A+
A-
Bir Çürük Elma Yüzünden Tüm Sepeti Çöpe Atmak

      Bir önceki yazımızda yüzyılı aşkın bir süredir İslâm dünyasında ortaya çıkan, dinin tek kaynağının Kur’ân olması gerektiği şeklindeki düşünceye değinmiş, bunun bir uzantısının da Siyer rivâyetlerini asrımızın gelişmişlik düzeyine uygunluğu ölçüsünde sahih kabul etme anlayışı olduğunu belirmiştik.
       Aynı anlayışının hadisleri dinin bir kaynağı olarak görmeme eğiliminde olduğunu müşahede etmek mümkün. Bu algı, hadis merviyâtındaki sorunlu rivâyetlerden yola çıkarak tüm hadis literatürünün kaynak değerini sorgulamakta ve hatta yok saymakta.
       Burada hadisi salt bir kategoriden ibaret görüp ifade ettiği anlamı ve içeriği göz ardı etmenin de etkisi büyük. Hadislerin dinin mübelliğine ait söz, fiil ve ahvâli ifade eden ibâreler olduğunu zihinde tutmak, onların İslâm’ın en temel kaynaklarından biri olması zarûretini tabiî olarak kabul ettirecektir. Peygamber’ini yok sayarak bir dinin anlaşılmasının imkânsız olduğu muhakkak. Peygamber’ini bize tanıtan başlıca kaynaklar, onun hadisleri ve yaşamını konu alan Siyer’i iken bunlardan müstağni kalmak mümkün ve makûl görünmüyor.
       Binlerce rivâyetten oluşan hadis literatürünün içerisinde, Hz. Peygamber’e ait olmadıkları halde ona atfedilenlerin olması karşılaştığımız bir durum. Sorun, bu tür rivâyetlerin muhtevaları nedeniyle daha ilgi çekici olması, gerek geçmişte gerekse günümüzde kıssacıların ana malzemelerinden birini teşkil etmesi ve dolayısıyla hadis denilince halkın zihninde öncelikli olarak belirmeleri. Oysa geçmişte bunları sahihlerinden ayırma çabasına girişildiği, sadece uydurma hadisleri ihtiva eden eserlerin varlığından dahi ortaya çıkmakta. Bir ilim dalını ve âlimlerini toptan itham etmeden önce bu tür çabaları görmek gerekir. Kuşkusuz bu ayıklama işi sadece geçmişe ait bir ameliye değil. Günümüzde de işin uzmanı olanların, çeşitli unsurları göz önünde bulundurarak bazı rivâyetler için “uydurma” hükmünü vermeleri, her şeyden önce Hz. Peygamber’e karşı bir borç. Bu borcu yerine getirenler varken ve onca ilmî çalışma yapılıyorken bunları görmezden gelerek tüm hadis merviyâtını bir kerede çizmekse büyük haksızlık.
       İşin erbabı olmayanların halkın önünde hiçbir ilmî usûl ve altyapıya dayanmaksızın hadisleri masaya yatırmaları, bir tarafın uydurma rivâyetler üzerinden tüm hadislerin kaynak değerini yok sayması, diğer tarafın bu rivâyetleri sanki Hz. Peygamber söylemiş gibi sahiplenme çabası açıkçası içler acısı bir durumdu. Oysa geçmişten günümüze alanda yapılmakta olan rivâyet ayıklama çalışmalarının sonuçlarını esas alıp hadis literatüründe bir kısım uydurma rivâyetlerin olduğunu ve bunların Hz. Peygamber’i tanıma bağlamında hiçbir değerlerinin olmadığını, sahih hadislerin ise dinin en temel kaynaklarından biri olduğunu söylemek hakkı teslim etmekti.
       Siyer açısından Hz. Peygamber’in söz, fiil ve ahvâlinden haber veren hadislerin değeri tartışılacak bir konu değil. Ne genel tarih ne de şehir tarihi veya biyografi kaynaklarında bulunması mümkün olmayan pek çok ayrıntıyı hadislerden elde etmek imkânımız var. Özellikle âdet ve gelenekler, günlük yaşam, evlilik, boşanma, yemek kültürü gibi sosyal hayata dair konular başta olmak üzere dönemi anlamada hadislerin sağladığı zengin muhteva, başka hiçbir kaynak türünde bulunmuyor. Bu da hem Hz. Peygamber’i tanımak hem de akademik olarak Siyer çalışmaları için oldukça kıymetli. Burada esas olan ise toptancı yaklaşımdan uzak durmak, her bir rivâyeti tek tek ve ilmî ölçütlerle değerlendirmek suretiyle yargıda bulunmaktır.

19/04/2018

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.