UA-113875625-1

Cahiliye’de Arap İlimleri

Cahiliye’de Arap İlimleri

İbrahim Ivaz

(çev: Asım Sarıkaya)

            Araplar, putları adına rukye okurlar sonra hastalarına bedenlerinden şeytanının çıkması için üflerlerdi. Eşek gibi anırmanın veba salgınını önlediğine, liderlerin kanını içmenin deliliğe şifa olduğuna inanırlardı. Bitkisel ilaç ve içeceklere özellikle de karın hastalıklarının yegâne ilacı olarak bala tedavi için başvururlardı. Yine hacamat ve dağlama onların tedavi listelerinin başında yer almaktadır. “Tedavinin sonuncusu dağlama’dır” sözü bundan dolayı meşhur olmuştur. Çoğu zaman uzvu kesmeyi tercih ediyorlardı. Ateşle kanın akmasını önleyerek keskin bir bıçak yardımıyla istenilen organı kesiyorlardı. Şaşılara devamlı dairesel değirmen taşına bakmalarını emrederler, yaralı bir kimse su içerse öleceğine; kadının sıcak su içmesinin onun korkusunu yok edeceğine; lider kanını içmenin kuduz hastalığına şifa olduğuna; ölünün kemiklerinin deliliği iyileştirdiğine inanırlardı. Arapçadaki çok sayıdaki hastalık ve bitkisel ilaç isimlerinden, Arapların pek çok hastalığı ve tedavisini bildiği anlaşılmaktadır. Corci Zeydan,  Târihu Âdâbı’l-Lügati’l-Arabiyye isimli eserinde, Cahiliye Araplarının bedenin uzunlarının isimlerini bilmelerini, onların vücut yapısına vukufiyetlerine işaret etmesi şeklinde yorumlamıştır. Nübüvvetten sonraki Arap uyanış asırlarında Arap tabipleri bundan faydalanmıştır. Hâris b. Kelede ve Nadr b. Hâris, Sasani topraklarına giderek ve tabiplerle münasebet kurarak tıp bilgileri ve deneyimleri kazanmış Cahiliye tabiplerindendi. Arapların veterinerlik alanında özellikle de atlar, onların hastalıkları ve tedavi yolları konusunda bilgileri vardı. Âs b. Vâil gibi bazıları bu sahada uzmanlaşmıştı. Abbasî dönemi âlimleri, atlar hakkında yazdıkları pek çok eserde Arapların bu sahadaki topladığı bilgilerden yararlandılar.

Arapların herhangi bir yerde suyun varlığını, toprağı veya bitkileri koklayarak tahmin etme kabiliyetleri vardı. İyâfe’de de hayranlık uyandırıcı derecede yetenekliydiler hatta takip ettikleri kişilerin izlerine bakarak pek çok kişisel özelliklerini çıkarıyorlar, ayak izinin sahibinin erkek mi kadın mı, bekâr mı evli mi, akıllı mı deli mi, âmâ mı yoksa görebilen mi olduğunu ayırt edebiliyorlardı. Fizyonomi yani kişinin görüşünden onun mizacını ve ahlakını açıklama sahasında uzmanlaşmışlardı. Bunun yanı sıra bulutların renklerinden, şekillerinden yağmurun yağmasını sezerlerdi. İlmi Nücûm’a da vâkıftılar ve çöllerde yollarını onlar takip ederek bulurlardı. Yağmuru, rüzgarı, sıcağı ve soğuğu yıldızlara bağlarlardı. Yıldızların, burçların konumlarını, güneş ve ayın menzillerini biliyorlar, ayrıca gök cisimlerine dair efsaneleri ve mitlere sahiptiler. Onlar hakkında insanlar gibi savaştığı, evlendiği şeklinde bahsederlerdi ancak bazı zamanlarda onları tanrılaştırırlardı.  Onları insanlaştırmalarına dair anlatıları sahiptiler: Aldebaran, ay arıcılığıyla Süreyya yıldızına evlenme teklifi yaptı. Ancak Süreyya, “Bu değersiz fakirle ne yapayım?” sözleriyle teklifi reddetti. Bunun üzerine Aldebaran bütün servetini, ona mehir olarak takdim etmek için topladı. Sonra evliliğe razı edinceye kadar onun peşini takip etmeye başladı. Şimdi dahi bunu yapmaya devam ediyor.

Arapların bu bilgileri ve ilimleri Farisîler, Rûmlar ve Keldanîler gibi komşu milletlerden öğrendiklerinin yanında tamamen tecrübeye, deneyime ve zanna dayanmaktadır.

28/10/2018

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ