UA-113875625-1

Deve Yavrusunu Kaybettiği Zaman

Deve Yavrusunu Kaybettiği Zaman

Kureyşli müşrikler Resulullah’ın İslam’ı tebliğini inkıtaya uğratmak için üç kez amcası Ebu Talib’in yanına gelerek farklı tekliflerde bulundular. Bunlardan biri Velid b. Muğire’nin genç ve oldukça yakışıklı oğlu Umâre’ye karşılık Muhammed’in canının kendi ellerine verilmesiydi. Bu akıl almaz teklif karşısında Ebu Talib’in cevabı “Allah’a yemin olsun ki, bana karşı insaflı ve adil davranmıyorsunuz. Ne yani, siz bana oğlunuzu vereceksiniz ve ben onu sizin için besleyeceğim; ben ise size yeğenimi vereceğim, siz de onu öldüreceksiniz, öyle mi? Allah’a yemin olsun ki, bu asla kabul edilemez. Bilmiyor musunuz ki deve yavrusunu kaybettiği zaman artık başkasını sevemez?”

Velid b. Muğire Kureyş’in önde gelenlerinden, verdiği hükümlere itibar edilen, Abdulmuttalib öldüğü zaman Kureyş’in liderliğine aday olan üç kişiden biriydi. Kabe’nin örtüsünü bir yıl Kureyş kabileleri ortaklaşa değiştirirken, diğer yıl bu vazifeyi tek başına üstlenecek kadar zengindi. Ona bu maddi gücünden ötürü “Idlü Kureyş” “Kureyş’in dengi” denilirdi. Kabe’yi yenilemek için yıkımına ilk cesaret eden kimse olan Velid, Kabe’nin içine ayakkabısıyla girmeyi bırakmış, içki içmemiş ve oğullarına da bunu yasaklamıştır.

Halid b. Velid’in de babası olan Velid b. Muğire, İslam’ı kabul etmediği gibi doksan yaşında ölünceye kadar Resulullah’ın en amansız düşmanlarından oldu. Onunla ilgili inen ayetlerin sayısının fazlalığı bu düşmanlığının en iyi kanıtıdır. Arap dilini ve şiirini iyi bilen ve aynı zamanda usta bir hatip olan Velid b. Muğire bu hasletlerini Resulullah’ı zemmetmek maksadıyla kullandı. Resulullah’ın canına bedel olarak Kureyş’in en güzel genci kabul edilen oğlu Umâre’yi gözden çıkararak Ebu Talib’e teklif etmesi, müşrik liderlerin İslam düşmanlığının derecesini göstermesi açısından çarpıcıdır. Ancak Umâre’nin yakışıklılığıyla ilk imtihanı bu olmamıştır. Ahlaken, kibriyle meşhur olan babasının  yolundan gittiğini gösteren şu hadise onun bedbaht ve zelil sonunu hazırlamıştır.

İbn İshak, Umâre’nin şemailini ve ahlakını, yakışıklı, güzel, kadınların gönlünü çalan, zeki ve feraset sahibi, kafaya koyduğunu yapan saldırgan ruhlu olarak tanımlar. Habeşistan’a hicret eden Müslümanları geri getirmek ve onlara zulmetmeye devam etmek için görevlendirilen Umâre, Amr b. el-Âs ve onun karısıyla birlikte bir gemiye bindi. Ayyaşlığı ile de bilinen Umâre içkinin etkisiyle Amr’ın karısını rahatsız etmeye başladı ve kötü niyetine rahatça ulaşmak maksadıyla o sırada geminin kenarında duran Amr’ı arkasından denize itti. Yüzme bilen Amr b. el-Âs gemiye tutunarak güverteye çıktığında “Eğer yüzebildiğini bilseydim seni denize atmazdım” deyince Amr öldürülmek istendiğini anladı, ancak bunun intikamını almak maksadıyla duruma sessiz kaldı ve hatta olayı şakaya vurarak onu kurtaranın Amr olduğunu söyleyip minnetini ifade etti.

Adı Amr olanların Araplarca kurnaz kabul edildiğini söylemiştik. İsimlerinin anlamının “uzun ömürlü” olmasından ötürü, yaşamlarını bu kurnazlıklarına borçlu oldukları söylenebilir. Hikayeye göre Amr babasına hemen bir mektup gönderdi. Mektupta babası Âs b. Vâil’e, “Umâre’nin kabilesine giderek benle ilişkini kestiğini söyle” dedi. Oğlu Amr’ın bir hile planladığını anlayan Âs b. Vâil, Benu Muğire’ye giderek “hem kendi oğlunun hem de onların oğlu Umâre’nin gözü kara ve ne yapacağı belli olmayan insanlar olduklarından ötürü oğlunun ve Umâre’nin yapacağı kötülüklerden dolayı oğluyla alakasını kestiğini ve kendilerine sığındığını beyan etti. Bunun üzerine her iki aile karşılıklı sözleştiler. Amr böylece hem kendini hem ailesini Umâre’ye yapacağı kötülükten muaf tutmuş oldu.

Habeşistan sarayıyla görüşmelere başlayan ve birbirine gizlice düşman olan bu iki elçi, Kureyş’in kıymetli hediyelerini sunup, saray bürokratlarının gönlünü çelmek maksadıyla saraya ziyaretlerde bulundular. Bu ziyaretleri sırasında Amr, Umâre’yi şayet yakışıklılığını kullanarak Necaşi’nin hanımlarını da etkilerse, Necaşi’yi ve saray erkanını daha kolay ikna edebileceklerine inandırdı. Hakikaten Umâre, Necaşi’nin hanımlarını da ziyaret ederek içlerinden birini etkilemeyi ve onunla gönül ilişkisi kurmayı başardı.

Kendince bu marifetini arkadaşı Amr’a övünerek anlatan Umâre içine düştüğü tuzağın farkında değildi. Zira Cahiliye Araplarına göre bir kadını elde etmek hele ki bu zor bir kadınsa, bu sözde başarı o erkek için bir fazilet sayılıyordu. Umâre’nin anlattıklarını defaatle yineleterek bunun doğru olduğundan emin olan Amr, ondan Necaşi’ye ait olan ve sadece onun kullandığı bir kokuyu delil olarak kendisine getirmesini istedi. Umâre’nin getirdiği kokunun Necaşi’ye ait olduğunu anlayan Amr, “Ben senin bu konuda doğru söylediğine kesinlikle şahitlik ederim.  Sen hiçbir Arab’ın elde edemediği bir şey elde etmişsin. Kralın karısını elde etmek gibi bir şeyi hiç kimseden işitmedik.” diyerek Umâre’nin gururunu okşadı.

Bunun ardından Necaşi’nin huzuruna çıkan Amr, yaşananları Necaşi’ye anlatarak Umâre’nin ihanetini özetledi. Kendisine verilen kokuyu tanıyan ve bunun sadece eşlerinde bulunduğundan emin olan Necaşi, Umâre’yi huzuruna çağırttı. Umâre’nin de kendi kokusunu kullandığını anlayınca, onun soyulmasını ve büyü yoluyla insanlara yaklaşamayacak hale getirilmesini emretti. Daha sonra serbest bırakılan Umâre’nin Habeşistan içlerine kaçarak vahşi hayvanlarla yaşamaya başladığı söylenir. Anlatıya göre Hz. Ömer devrinde akrabaları, Umâre’nin bulunması için onu Habeşistan’da aramaya başlarlar. Onun izini bulduklarında Umâre’nin yaban eşekleriyle gezdiğini, insan kokusu alınca kaçtığını ve susadığında vahşi hayvanlarla birlikte su kenarlarına indiğini gözlediler. Güç bela yakalandığı zaman Umâre, amcasının oğluna yalvararak “Ey Büceyr! Beni bırak, eğer bana dokunmaya devam edersen ölürüm” der ve bu sırada can verir.

Amr b. el-Âs, Umâre’nin kendisine ve karısına karşı yaptığı hatayı anlatan şiirinin bir yerinde ona şöyle seslenir:

“Ey Umâre!

Kişi sevdiği yemeği terk etmediği,

Yöneldiği yerde, azgın kalbini engellemediği zaman,

İstediği şeylerin ancak çok azını elde eder.”

Korku veren isteklerden vazgeç,

Şerefli bir işle uğraş, pişman olmazsın.

Soyu sopu çoğalmakla kişi zengin olmaz.

Ancak güzel ahlaklı olmakla zengin olunur.”

19/08/2018

 

 

 

 

İslâmî İlimlerde Siyer Paneli’yle, Siyer Araştırmaları Öğrenci Topluluğunun açılışını gerçekleştirdik
KSÜ Siyer Araştırmaları Öğrenci Topluluğu, açılışını yedi Anabilim Dalı Başkanının katılımıyla düzenlediği İslâmî İlimlerde Siyer Paneliyle yaptı. Cahit Zarifoğlu Konferans Salonu’ndaki...
Siyer Araştırmaları Öğrenci Topluluğumuzun açılışını İslâmî İlimlerde Siyer Paneli ile yapıyoruz
  Siyer Araştırmaları Topluluğunun önemli bir faaliyet alanı olan Siyer Araştırmaları Öğrenci Topluluğu geçtiğimiz günlerde Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi bünyesinde...
Türkiye’de bir ilk: Siyer-i Nebi Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (SAMER) açıldı
Siyer Araştırmaları Topluluğunun en önemli projesi hayata geçti. Siyer’e dair araştırmalarının yürütüleceği, kısa adı (SAMER) olan Siyer-i Nebi Araştırmaları Uygulama ve...
Prof. Dr. Şaban Öz ve Dr. Feyza Betül Köse Tüm Yönleriyle Hz. Peygamber ve Ahlakı Sempozyumu’na katıldılar
Kocaeli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Kocaeli Müftülüğü, İzmit Belediyesi ve Ensar Vakfı tarafından 16-17 Kasım’da Kocaeli’de düzenlenen Tüm Yönleriyle Hz. Peygamber...
Kocaeli’de düzenlenecek Tüm Yönleriyle Hz. Peygamber ve Ahlakı Sempozyumu’ndayız
Prof. Dr. Şaban Öz ve Dr. Feyza Betül Köse, Tüm Yönleriyle Hz. Peygamber ve Ahlakı Sempozyumu’na tebliğleriyle katılacaklar. Ensar Vakfı,...
Dr. Feyza Betül Köse’nin Hz. Peygamber’in Aile Bireylerinin Cenaze Merasimleri adlı makalesi sitemize eklenmiştir.
Dr. Feyza Betül Köse’nin 2018 yılı Ekim ayında Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan Hz. Peygamber’in Aile Bireylerinin Cenaze Merasimleri başlıklı...
Prof. Dr. Adem Apak ile kariyeri, çalışmaları, “Kabile” kitabı ve Siyer Araştırmaları’na dair bir röportaj gerçekleştirdik.
S.A.Ö.T.: Sizi kitaplarınızın ilk sayfalarında yer alan biyografi bölümlerinden tanıyoruz,  fakat “Adem Apak kimdir?” bunu bir de kendisinden duymak isteriz....
Prof. Dr. Adnan Demircan ile Bedevi kitabı ve ülkemizdeki Siyer çalışmalarına dair bir ropörtaj gerçekleştirdik.
S.A.Ö.T: Prof. Dr. Adnan Demircan’ı kendi dilinde tanımak istiyoruz. Okurlarımız için kendinizi tanıtabilir misiniz? Prof. Dr. Demircan: Mardin’in Ömerli ilçesinde...
Prof. Dr. Şaban Öz-Mevzu Haber/Hadis Literatüründe Hz. Ebu Bekr tebliği görüntü kaydı Youtube kanalımız ve video galeriye eklenmiştir
Prof. Dr. Şaban Öz tarafından  2 Kasım 2018 tarihinde Hz. Ebu Bekir Sempozyumu’nda sunulan tebliğin video kaydı için tıklayınız. Facebook...
Hz. Ebu Bekir Sempozyumu’ndaydık
Prof. Dr. Şaban Öz ve Dr. Feyza Betül Köse Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin 2-3 Kasım tarihlerinde düzenlemiş olduğu Hz....
KSÜ Siyer Araştırmaları Öğrenci Topluluğu açıldı
Siyer Araştırmalarının önemli bir etabı daha faaliyete geçti. KSÜ bünyesinde faaliyet gösterecek olan KSÜ Siyer Araştırmaları Öğrenci Topluluğu, 25/10/2018 tarihli...
İslam ve Model İnsan Sempozyumu’nda Prof. Dr. Şaban Öz ve Dr. Feyza Betül Köse tarafından sunulan tebliğler sitemizde
KSÜ İlahiyat Fakültesi tarafından 26-27 Nisan 2018 tarihlerinde Kahramanmaraş’ta düzenlenen Uluslararası İslam ve Model İnsan Sempozyumu’nda yer alan çalışmalarımız sitemize...
siyerarastirmalari.com 1 yaşında
Geçtiğimiz yıl 23 Ekim’de Prof. Dr. Adem Apak, Prof. Dr. Adnan Demircan ve Prof. Dr. Şaban Öz’ün katılımlarıyla gerçekleşen mütevazi...
Cumhuriyet Ünv. İlahiyat Fakültesi, Hz. Ebu Bekir Sempozyumu düzenliyor.
Geçtiğimiz yıl Uluslararası Hz. Ömer Sempozyumu’nu düzenleyen Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bu yıl da Hz. Ebu Bekr Sempozyumu’nda alanın uzman...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ