UA-113875625-1

HÜZNE BAŞKALDIRI: KİNDÎ ve RİSÂLE FÎ DEF‘İL AHZÂN

HÜZNE BAŞKALDIRI: KİNDÎ ve RİSÂLE FÎ DEF‘İL AHZÂN

Hayatın zorlu şartları karşısında, bazen güneşimizi kararttığımız, okyanusun sesine sağır kesildiğimiz zamanlarımız olur.. Acılar, sıkıntılar, mücadele etmemiz gereken imtihanlar; belimizi büker.. Omuzlarımız dik duruşunu bir süreliğine askıya alır.. Bir arayış, bir kıvranış göstergesi olarak gözlerimiz hep ufka odaklıdır.. Hüzün ise böyle zamanların baş misafiridir..

Madem ki hüzün de mutluluk gibi insana dair ve insan hayatının bir parçası, o zaman şu sorular bizi beklemektedir: Hüzün nedir? İnsanı ne dereceye kadar etkilemelidir? Karşılaşılan her zorluk, üzüntü sebebi midir? Üzüntüden kurtulmanın yolları nelerdir?

Kindî, Risâle fî Def‘il Ahzân/Üzüntüden Kurtulma Yolları adlı bir eser yazarak bu konuyu derinlikli bir incelemeye tabi tutan ilk İslam düşünürüdür. Ayrıca Kindî, konuyu ahlâkî bir temellendirmeyle ele alması bakımından da dikkat çekmektedir. Bu anlamda onun kendisinden sonraki düşünürlere kaynaklık ettiği söylenebilir. Zira üzüntü, Kindî’den sonra, ahlak literatürü kapsamında oluşan kitapların önemli bir konusu haline gelmiştir.

Şimdi yukarıdaki sorularımızı Kindî’ye soralım…

Hüzün nedir?:

“Üzüntü (el-huzn), sevilen şeylerin elden gitmesinden ya da amaçlanan şeylerin gerçekleşmemesinden doğan psikolojik  bir acıdır.”

Üzüntünün kaynağı nedir?

“Üzüntü ya bizim yaptığımız ya da başkasının yaptığı bir işten, bir sebepten doğmaktadır.”

Bu sebepler karşısındaki tutum nasıl olmalıdır?:

“Eğer üzüntünün sebebi, bizim yaptığımız bir iş ise o zaman bize üzüntü getiren bu işi yapmamalıyız (…) Eğer bize üzüntü veren sebep, bizden başkasının fiili ise (…) a) Onu bertaraf etmek elimizdeyse, üzüntü sebebinin bize olan etkisini önlemeli ve böylece üzülmekten kurtulmalıyız. b) Üzüntü sebebini ortadan kaldırmak elimizde değilse, bu kez de üzüntünün sebebi vuku bulmadan önce, vuku bulacağından kaygılanarak üzüntüye kapılmamalıyız (…) Çünkü belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olan bir üzüntüyle kendimizi huzursuz etmiş oluruz (…) Eğer üzüntü kaçınılmaz bir durum ise, üzüntünün sebebinin vukuu sırasında hissedilecek üzüntü yeterli olacaktır (…) Ayrıca üzüntü sebebi olan durumun ortaya çıkması sırasında da sebebin ortadan kalkmasına çalışmadan bu duyguya kapılmamak gerekir.”

Karşılaşılan her zorluk, üzüntü sebebi midir?: “Tabiatta bulunmayan bir şeyi, yine tabiatta gerçekleştirmek mümkün değildir. Yalnızca bir kişiye özel olmayan, aksine her insanın sahip olduğu durumları ve huyları kendimize özel kılmayı; tabiatları gereği bozulan şeylerin, bozulmamasını; hem elde edilebilen hem de elden çıkabilen şeylerin sadece elde tutulan şeyler olmasını ve her durumda yok olabilen şeyin, her durumda sabit kalmasını istersek tabiattan kendisinde var olmayan şeyi istemiş oluruz. Tabiatta bulunmayanı isteyen insan, mevcut olmayanı istiyor demektir. Mevcut olmayanı isteyen ise istediğinden mahrum kalır. İstediğinden mahrum kalan da mutsuz olur (…) Şu halde istediğimiz ve sevdiğimiz şeyleri bizim için elverişli kılınmış olanlardan seçmek suretiyle elimizden geldiğince mutlu olmaya çalışmalı, mutsuz olmaktan kesinlikle kaçınmalıyız.”

İnsan neye üzülebilir?:

Başka ellerin uzanabileceği şeylerin hepsi, bütün insanlar için müşterektir. Bunlar yalnızca (bizim elimizin altında bulunması dolayısıyla) bize daha yakındırlar. Yoksa biz bu şeylere başkalarından daha layık değiliz. İnsan, sadece bu şeyleri elinde tuttuğu sürece o şeyler onundur. Buna karşılık, başkalarının ortak olmadığı ve yalnızca bize ait olan şeyler, başka ellerin uzanamayacağı ve bizden başkasının sahip olamayacağı şeylerdir ki, bunlar da kendi kazançlarımız olan nefsâni hayırlardır. İşte eğer kaybedecek olursak üzülmekte mazur sayılacağımız şeyler, asıl bu manevi hayırlardır.”

Hüzün duygusunu en aza indirmenin yolu nedir?:

“Sevdiklerimizi kaybetmemek ve isteklerimizden mahrum kalmamak istiyorsak  [yani üzülmek istemiyorsak (t.g)] akıl âlemini gözetmeli; seveceğimiz, elde edeceğimiz ve isteyeceğimiz şeyleri o âlemden seçmeliyiz (…) Zira aklın yöneldiği şeyler birbirine bağlı, devamlı, hareketsiz ve yok olmayan; dolayısıyla sürekli idrak olunabilen şeylerdir. Hissî faydalara, duyu hazlarına ve isteklerine konu olan nesneler ise herkes için geçici şeylerdir. Elden ele dolaşan, korunması mümkün olmayan, bozulması, yok olması ve değişmesi kaçınılmaz olan şeylerdir.”

SONUÇ:

“Eğer Başımıza Hiçbir Musibet Gelmesini İstemiyorsak, Hiç Var Olmak İstemiyoruz Demektir” Bize düşen görev ise: “Mutlu Olmak Elimizde Olduğu Sürece Bedbahtlığa Rıza Göstermemektir.”

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ