UA-113875625-1

Kınayanın Kınamasından Korkmadan Sor(gula)mak

Kınayanın Kınamasından Korkmadan Sor(gula)mak

Her çocuk filozof doğar, bazı anne baba ve öğretmenler bu filozofları öldürür.

Ağır bir itham olduğunun farkındayım bu cümlenin, öyle bile olsa sözümün ardındayım. Mesela en son ne zaman merakla bir soru sordunuz ya da sorduğunuzda size verilen cevaptan tatmin olarak geri döndünüz? Peki, ilgili sorunuza aldığınız yanıta itiraz edip “Acaba farklı bir şey olabilir mi?” dediğinizde aldığınız tepki neydi? Sizi bilmem ama uzun zaman önce soru sormayı bırakan ben Üstad Mâtürîdî ile tanıştığımda ya da beni onunla tanıştıran kıymetli danışmanımı tanıdığımda kendimi yeniden soru sorarken bulmuştum. Öyle ya danışmanım da soruyor ya da sorguluyordu Üstad Mâtürîdî de… “Mesele zannettiğiniz gibi olmayabilir” diyorlardı mesela… “Belki de şu şekilde olmuştur ne de olsa hadiseye siz de şahit olmadınız” diyebiliyorlardı… Kendi görüşlerini mutlak bağlayıcı görmedikleri gibi Kur’ân’ın bütününe yahut vakıaya yahut ilimle dolmuş akla muhalif gördükleri rivayetleri kritik edebiliyorlardı… En azından farklı düşünmekte beis görmüyorlar dahası kimsenin de kınamasından çekinmiyorlardı…

Kur’ân ile tanıştığım günlerden kısa bir süre sonra onun manalarıyla da ilgilenmeye başladığımda yaşım çok büyük değildi. Bu ve takip eden dönemlerde kısa sürelerin tefsirlerinde karşılaştığım kimi rivayetleri, onların irtibatlı olduğu ifade edilen ayetler ile bağdaştırmayı başaramıyordum. Mesela, niçin yatağının altında ölmüş bir köpek yavrusu nedeniyle Hz. Peygamber’e vahiy gelemiyordu? Vahiy, Hz. Peygamber’e sadece O, evinde iken mi geliyordu? Dahası vahiy bir müddet kesilince üstelik Hz. Hatice gibi muhteşem bir insan nasıl: “Bakıyorum da Rabbin seni terk etmiş, herhalde sana darılmış” diyebilirdi? Ki Hz. Peygamber vahyi ilk aldığında ve daha ne olduğunu anlamadığı esnada Hz. Hatice, gelenin kim olduğunu söylemek suretiyle O’nu teskin etmişti. Böylesi üstün vasıflara sahip annemiz “Bakıyorum da Rabbin seni terk etmiş” diyebilir miydi? Onun bu sözüne Duhâ sûresiyle yanıt verilebilir miydi? Ben bu vb. soruları sorduğumda anlamsız bakışlara maruz kalmıştım, Rabbim affetsinJ Kimdim ki, haddime miydi böyle sorular sormak… Sormamalıydım, ne deniliyorsa o idi, işittim ve itaat ettim demem lazımdı… Sormaz olmuştum, korkuluyordum ya sapıtırsam ben deJ Dediğim gibi ta ki danışmanımla tanışana ve o beni Üstad Mâturîdî ile tanıştırana dek…

Hayır! Demişti Üstad Mâturîdî. Değil Hz. Hatice gibi muhteşem vasıflara sahip bir insan, sıradan bir Müslüman bile Rabbimizin Hz. Peygamber’i terk etmeyeceğini ve O’na darılmayacağını bilir. Üstelik zaten tasdik eden kimseye, o şeyin öyle olduğuna inandırmak için yemin etmenin bir anlamı da olmaz. Bu itirazından sonra şöyle diyordu merhum Mâturîdî meâlen: “Bir melik, düşmanı olduğunu bildiği acımasız ve zorba bir topluma elçisini fakir, kimsesiz ve yardımcısız olarak gönderse “Melik, elçisini ölüme terk etmiş, herhalde ona darılmış” derler. Hz. Peygamber de görünürde hiçbir destekçisi olmaksızın, insanların kendisine meyl etmesi adına mal ve mülk ile donatılmaksızın Mekkelilere ve özellikle zorbalarına, tanrılarının bâtıl olduğunu haykırıyordu. Şu halde bir melek tarafından “O, bir elçidir, O’na tâbi olun” şeklinde bir ikaz gelmediğine yahut hazineleri bulunmadığına göre üstelik zorba ve acımasız bir topluma “Tek bir Allah’a kul olun” diyen bir elçi, onu gönderen tarafından asli itibariyle ölüme terk edilmiş olmalıdır… Mekkelilerin bu düşünceleri ise “Rabbin seni terk etmedi sana darılmadı vd.” ayetleriyle karşılık bulmuş olmalıdır” der.

Sizi bilmem ama ben tarihin bir vasatında en azından benim sorduğum ama cevabını bulamadığım bir soruya cevap vermesi nedeniyle Üstad Mâturîdî’ye minnettarım. Tefsirini ilerlemiş yaşında telif ettiğine göre onun soru sorma yetisinin kaybolmadığını dahası onun, sorduğu soruya ve yanıtladığı cevaba bakınca kimsenin diktesi altında bulunmadığını da görmekteyim. Fakat yaşadığı zaman diliminde değilse bile vefat ettikten sonraki uzun bir zaman diliminde öldürüldüğünü ve ölü olarak kalması için sanki çaba sarf edildiğini de idrak etmekteyim. Ne var ki hakikatlerin tüm engellemelere rağmen ortaya çıkmak gibi kötü (!) bir huyu olduğu için de şükür halindeyim. Peki, siz kimsiniz? Maktul olmaya mı inadına yaşamaya mı namzet bir filozof?

25/04/2019

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ