Kutsal Ateş Görevlisinden Sahabîliğe Yolculuk: Selmân-ı Farisî

05.05.2018
A+
A-
Kutsal Ateş Görevlisinden Sahabîliğe Yolculuk: Selmân-ı Farisî

     Hz. Muhammed döneminde Zerdüştîlik Kur’an’da geçen diğer bir ismiyle Mecusîlik, Arap Yarımadası’ndaki dinlerden biriydi. Rivayetlere göre sahabilerden Selmân-ı Farisî de Müslüman olmadan önce bir Mecusî idi. Selmân-ı Farisî Şehristan’da 574 yılında Mecusî bir ailede dünyaya gelmiştir. Köy yöneticisi olan babası, bu dine mensup olmasının yanı sıra ayrıca Mecusîlerin tapınağı olan ve içerisinde kutsal ateşin sürekli yandığı Ateşgede’de din adamıydı.
       Mecusîlikte ateş, ibadetin temel bir unsurudur ve bu durum Ateşgede adı verilen mabed anlayışının oluşmasına neden olmuştur. Mecusîliğin erken dönemlerinde tapınaklara pek rastlanmamış, ibadetler ateş eşliğinde açık alanda yapılmıştır. Bunda Mecusîliğin ortaya çıktığı Farsların, yarı göçebe bir topluluk olmalarının etkili olduğu düşünülmektedir. Zamanla Mecusîlik yayılmış ve MÖ IV. yüzyılda Akhamenidler döneminde tapınak yapımı görülmeye başlanmıştır. Sasanîler dönemine (MS III.-VII. yy) gelindiğinde ise tapınak sayısında hızlı bir artış görülmüş, böylece ibadetler merkezileşmiştir. Toplumsal sınıflara göre farklı kutsal ateş ayrımlarının da bu dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir. Kraliyet hanedanı, din adamları, askerler ve halktan oluşan sınıflar kendi kutsal ateşine sahiptir. Bir kral tahta çıktığında onun kutsal ateşi sürekli yakılı tutulmuştur.
       Ateş, Tanrı’nın yarattığı iyi, saf ve temiz bir varlık olarak kabul edilir ve tanrısal varlıklardan Aşa Vahişta tarafından korunduğuna inanılır. Ateşin Mecusilere göre yaratılışta rolü vardır. Ayrıca ateş, ölüm sonrası yargılama esnasında kullanılacağından adaleti de temsil etmektedir. Ateşin arındırıcı ve temizleyici özelliğe de vardır. Cehennem, aynı zamanda bir arınma yeridir, ruhlar burada arınırlar ve ebedi mutluluğa geçerler. Ateşin kutsal olması beraberinde belli kurallar da getirmiştir. Temiz kabul edilen ateşe, pis olan herhangi bir şey atılmamaktadır. Ölülerin cesetleri pis kabul edildiği için ateşte yakılmaz. Din adamlarının ateşi nefesleriyle kirletmemek için ağızlarına beyaz bir örtü takmaları bu kurallar arasında yer alır. Kutsal ateş sürekli yanmalıdır. Sönmemesi için Ateşgedelerde görevli kişilerin bulunması, ateşi beslemesi gerekmektedir. Kutsal ateşin sönmesine sebep olunduğunda ise ceza uygulanır.
       Ateşin Mecusîlikte merkezi bir yer tutması, bazı Müslümanlar tarafından Mecusilerin, “ateşperest” olarak isimlendirilmesine sebep olmuş ve ateşe taptıkları düşünülmüştür. Ancak bu genel düşüncenin aksine Mecusîlikte ateş, tapınılan bir tanrı ya da nesne değildir. Kutsal kabul edilir, tanrısal saflığın, iyiliğin, temizliğin sembolüdür. İbadet yaparken ona yönelinir, saygı gösterilir, bazı ibadetlerde ona yakarılır. Mecusîliğin ilk dönemlerinde manevi bir ateşten söz edilse ve ateşe yakarılmasa da zamanla maddi ateş kutsallaştırılmış ve ibadetlerde yer almıştır. Bunların yanında Mecusiler kendilerini ateşperest olarak kabul etmezler. Bazı Mecusiler ateşe bakışlarını açıklamak için Kur’ân’da geçen Allah’ın nuruna benzetmesini kullanmışlardır.
       Selmân-ı Farisî de Ateşgede’de kutsal ateşin sönmemesi için onu sürekli beslemekle görevlidir ve babası onun din adamı olmasını istediği için bu yönünde yetiştirmiştir. Ancak babasının baskılarına rağmen Selmân-ı Farisî bölgelerindeki Hıristiyanlardan etkilenerek Hıristiyan olmuş ve farklı bölgelere giderek Hıristiyan hocalarla yaşamıştır. Bir yolculuğu esnasında bilmediği bir kervana katılmış, kervandakiler de köle olarak satmışlardır. Son olarak Mekke’de Beni Kureyza kabilesinden bir Yahudi’ye köle olarak satılan Selmân, burada Hz. Peygamber ile tanışır ve dini hayatındaki değişikliklerinde nihai olarak Müslüman olur.

05/05/2018

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.