Bir “Şükür” Anatomisi

24.05.2020
A+
A-
Bir “Şükür” Anatomisi

Ahlâk, “idrakin daima aktif kılınması” temelinde işleyen bir süreçtir. İdrakin nesnesi ise kimi zaman kişinin kendisi veya hemcinsleri, kimi zaman Yaratıcısı ve kimi zaman da etrafını çevreleyen diğer varlıklardır. Dolayısıyla ahlâk, kuşatıcı bir değerdir ve bu durum, ahlâk hakkında pek çok eser verilmesini tetiklemiştir. Ahlâkın önemini “Kıyamet terazisinde ilk tartılacak olan şey, güzel ahlâktır. Salih ameller ondan sonra gelir” cümleleriyle ifade eden Hüseyin Vâ‘iz-i Kâşifî’nin (ö. 910/1504-1505) Ahlâk-ı Muhsinî adlı telifi de bu eserlerden biridir.

Ahlâk-ı Muhsinî, ilk bakışta, yöneticilik sanatına ilişkin bilgiler veren siyâsetnâme türü bir eser olarak değerlendirilebilir. Fakat dikkatli incelendiğinde, onun kırk erdemin izahından oluşan genel bir ahlâk eseri olduğu; ancak kullanılan yöntemin farklı bir anlayışı barındırdığı görülmektedir. Şöyle ki Kâşifî’ye göre halk, inanç da dâhil olmak üzere huy ve tabiat itibarıyla yöneticiye tabidir. Buna göre, yöneticinin ahlâkî anlamda yetkin olması, halkın yetkin olması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla eserde yöneticiyi temele alarak vazedilen tüm erdemler, aslında toplumu oluşturan her bir bireyi hedef almaktadır. Kâşifî’nin bu yaklaşımını ilkesel olarak doğru kabul etmek, bireysel ahlâkı oluşturan akıl, irade ve özgürlük temelinde mümkün görünmese de olgusal olarak bir gerçekliğe tekabül ettiği söylenebilir. Zira toplumdaki birçok bireyin, yöneticinin söz ve davranış örnekliğine göre şekil aldıkları görülmektedir.

Ahlâk-ı Muhsinî’nin yaşanmış hikâyelerle donatılmış edebî bir üslubunun olduğu da görülmektedir. Bu hikâyelerden biri, “şükür” konusunda önemli vurgular taşıdığı için bu yazıda onu paylaşmak istiyorum. Anlatıldığına göre, Sultan Sencer, bir şey okuduğu için, yoldaki dervişin ona verdiği selamı, başını sallayarak alır. Dervişin bu duruma tepkisi üzerine Sultan, “şükürle meşgul olduğum için selamını alamadım” cevabını verir. Sonrasında aralarında geçen diyalog ise şu şekildedir:   

Derviş: “Kime şükrediyordun?”

Sultan: “Bütün nimetleri veren ve hediyeleri ihsan eden Allah’a şükrediyordum.”

Derviş: “Nasıl şükrediyorsun?”

Sultan: “Elhamdü lillâhi rabbi’l ‘âlemîn diyerek. Zira bu söz, bütün nimetlerin şükrünü ihtiva etmektedir.”

Derviş: “Ey Sultan, sen şükür yolunu bilmiyorsun ve şükür görevini yerine getirmiyorsun. Sen mazhar olduğun ilahi nimet ve sürekli kavuştuğun sonsuz ihsan kadar şükretmek zorundasın. Senin devlet ve ihtişamın kapsamlıdır. Senin şükrün, gül bahçesinde şakıyan bülbülün yaptığı gibi Elhamdü lillâh sözünü mırıldanmaktan ibaret olamaz. Sultanların (…) şükrü, sahip oldukları şeylere uygun bir şükür olmalıdır.”

Sultan Sencer, ondan kendisini bu konuda bilgilendirmesini istedi.

Derviş: “Saltanatın şükrü, bütün mahlûkâta adaletli davranmak ve tüm insanlara iyilik etmektir. Memleket sahası ve idarenin şükrü, halkının mallarına göz dikmemektir. Hükümdarlığın şükrü, yönetilenlerin hizmet hakkını tanımaktır. Yüksek bahtlı ve ikbal sahibi olmanın şükrü, zillet toprağına düşenlere adil ve merhametli davranmaktır. Bayındırlığın şükrü, sadaka ve hayır hazinesini hak edenlere dağıtmaktır. Kuvvet ve kudretin şükrü, zayıflara ve düşkünlere bağışta bulunmaktır. Sıhhatin şükrü, mağdur hastaları adalet kanununa uyarak şifaya kavuşturmaktır. Çok asker sahibi olmanın şükrü, Müslümanları düşmanın zararından korumaktır. Muhteşem binaların, evlerin ve cennet misali bahçelerin şükrü, halkı, saray görevlileri ve çalışanlarına ezdirmemektir. Şükrün özü, öfkeli ya da razı iken her halükarda haktan ayrılmamak ve halkın huzurunu kendi huzuruna tercih etmektir.”

Bu anlatının, şükür bilinci konusunda odaklandığı hususlar şu şekilde ifade edilebilir: Şükretme; a) bir bilinç ve farkındalık gerektirir, b) salt dilsel bir ifadeden ibaret değildir, c) her bir kişinin kendi donanım, yetkinlik ve sahiplikleri doğrultusunda eylemde bulunmasıdır, d) eylemin, yerli yerince ve amacına uygun gerçekleştirilmesidir. Söz konusu ilkelere aykırılık ise insanın ontolojik statüsüne muhalif olması sebebiyle ahlâkî yitimle sonuçlanmaktadır. 

 

Tuğba GÜNAL

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi,

Kelam Anabilim Dalı, Araştırma Görevlisi,

t_gunal@hotmail.com

24/05/2020

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.