Kur’ân Anlaşılamayan İfadeler Barındırır mı?

26.11.2018
A+
A-
Kur’ân Anlaşılamayan İfadeler Barındırır mı?

Kur’ân’ı Kerim, tarih boyunca, kendisine anlama çabalarının yöneldiği bir kaynak olmuştur. Her bir bölümü, her bir ifadesi ve hatta her bir harfi incelemeye tabi tutulmuş; bunun sonucu olarak da ortaya hiç de azımsanmayacak derecede zengin bir literatür çıkmıştır. Allah’ın insanlığa rehber olarak gönderdiği bir ‘hitap’ olması sebebiyle, Kur’ân’ın anlaşılması ve yorumlanması, vahyedildiği ilk dönemden itibaren Müslümanların en temel problemlerinden biri olmuştur. Bu nedenle, Kur’ân’a bu etkinliklerin nasıl yönlendirilmesi gerektiği ile ilgili sorular, araştırmalar ve tartışmalar her dönemde üzerinde önemle durulan bir yer tutmuştur.

Odak noktamızda bir ‘metin’ varsa; bu, “hatip-hitap-muhatap/Allah-vahiy-insan” bağını gerektirmektedir. Bu bağ ise dil üzerinden kurulmaktadır. Bu bakımdan insanların varlıklarını dilde buldukları söylenebilir. Zira insanların varlığa anlam katmalarını sağlayan, eşyaya hâkimiyetin göstergesi olan ve düşünceyi şekillendiren olgu dildir. Dilsel bir metin olan Kur’ân da insanların hayatlarına ortak olma amacı gütmektedir. Kendisine yönelen okuyucuyla iletişim kurmak yoluyla, okuyucunun kendisini anlamlandırmasına ve bu sayede okuyucunun aktif olma sürecine imkân tanımaktadır. Bu imkanın temeli ise Hatip’in muhatabın dilini kullanması ve hitabın anlaşılır olmasıdır.  

Bunun karşıtı olarak Kur’ân, kimilerince “anlaşılamaz” ifadelerin de bulunduğu bir kitap olarak görülmüştür. Bu anlayışın dayanağı olarak da “müteşâbih” konusu gündemde tutulmuştur. Genel anlamda manası kapalı olan ayetler şeklinde değerlendirilen müteşâbih, bu vasfıyla muhkem ayetlerin karşısında konumlandırılmıştır. Bu durumu üç açıdan değerlendirmek mümkündür: a) Muhkem-müteşâbih temelli bir okuma, Kur’ân ayetlerini ayrıştırmadan başka bir fonksiyon icra etmemektedir, b) Müteşâbih üzerinden yapılan kısmî ‘anlaşılamazlık’ vurgusu, Kur’ân’a yaklaşımda mesafeyi beraberinde getirmektedir, c) Bu düşünce; “anlaşılsın”, “üzerinde düşünülsün”, “okunsun, öğüt alınsın”, “rehber edinilsin” amaçlı gönderilmiş olan vahyin amacına mutabık değildir.

Öncelikli olarak; Âl-i İmrân sûresinin 7. ayetindeki muhkem ve müteşâbih kullanımlarının birbirlerinin zıddı olarak dile getirilmediğini ifade etmek gerekmektedir. Söz gelimi, ‘bir sınıftaki öğrencilerin bir kısmı sarışın, diğerleri ise esmer’ demek; birbirine zıt iki öğrenci grubundan bahsedildiği anlamına gelmemektedir. Buna paralel olarak, ‘Kur’ân ayetlerinin bir kısmı muhkem, bir kısmı ise müteşâbih’ demek; bu iki kavramın birbirinin zıttı değil, birbirlerinin tamamlayıcısı olduğunun göstergesidir. Burada Kur’an ayetlerinin bütünü içerisindeki bir farklılık dile getirilmektedir.

Peki nedir müteşâbih? Gayb/metafizik, insan tecrübesinin sınırlarının ötesinde bir âlem olduğuna göre; vahyin kelimelerinin, şahâdet âleminden alınması gerekmektedir. Kendisine doğrudan tanıklık etme imkanına sahip olmadığımız gaybî varlık ve olguların, bizim dünyamızdan ödünç alınan kelime ve kavramlarla, birtakım sanatlar kullanılarak bize aktarılması müteşâbihi oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle, metafizik âlem hakkında konuşan, bu alanlara dair bilgilendirmeler yapan, kullandığı yöntemlerle bu sahayı algı dünyamızın içerisine yerleştirmeye çalışan ifadeler, müteşâbihi oluşturmaktadır. Müteşâbih kelimesinin kök itibariyle (ş-b-h), benze(t)mek anlamını taşıması bu açıdan önemlidir. Çünkü metafizik alana dair ifadeler, tecrübemize konu olan alana ait ‘benzetme’lerle bize sunulmaktadır.  

Muhkem ise metafizik olanın anlaşılmasında zemindir. Zira burası, insanın tanıklık ettiği alandır. İnsanın; ahlakî, kültürel, sosyal, siyasî, ekonomik vb. tüm ilişkilerini gerçekleştirebileceği alan, varlığının da içerisinde oluştuğu muhkem alan; bu alanla ilgili ifadeler de muhkem ifadelerdir. İnsan bu alanda kendisi, Yaratıcısı ve evren ile kurduğu tüm ilişkileriyle değerlendirilmeye tabi tutulur. İnsanın anlam kazanacağı ve anlam katacağı alan burasıdır. Kelimenin kökü (h-k-m) dikkate alınacak olursa, bu alan sağlamlaştırmaya, mükemmelleştirmeye, olumsuzluklardan alıkoyup insanı güçlü kılmaya dönüktür. Bu yüzden ayette (3/7) bu kısım, ümmü’l kitap olarak adlandırılmaktadır. Bir başka ifadeyle bu alan, insan için temel ve köktür. Bu temel aynı zamanda gaybî alan için delil niteliğindedir.

Dolayısıyla muhkem ve müteşâbih ayrımı, vahyin kullanmış olduğu dille alakalı bir durumdur. Bu doğrultuda muhkem ve müteşâbih ayrımının Kur’ân içerisindeki anlatım farklılığına verilmesi gereken isim olduğu ortadadır. İki ayrı alana ait ifadelerin aynı metin içerisinde bulunması ise ifadelere son derece dinamik bir yapı ve canlı bir üslup kazandırmaktadır. “Anlama ya da anlamama” ise muhatap üzerindeki etkileri bakımından; kişinin kapasitesi, algı durumu, eğitimi, sosyal, ekonomik, kültürel çevresi bağlamlarında ele alınmalıdır. Bu itibarla anlayamamanın, metin değil, kişi ile ilgili olduğu söylenmelidir.

26/11/2018

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.