UA-113875625-1
Hz. Peygamber'i anlama ve anlatma yolunda...

Öte(ki)lerden

Öte(ki)lerden

Hamd Allah’a, salât u selâm Rasülullah’a…

Giriş Babından

Oryantalizm kavramının hemen hemen tüm tanımlamalarında karşımıza çıkan coğrafi terim Doğu ile mezkur kavramın birincil dereceden muhatabı olan İslam’dan hareketle; bu coğrafyanın ve dinin mensuplarında algısal olarak bu kavrama ve bu kavramın temsilcilerine karşıtlık fikri oluşmaktadır. Bu karşıtlığın zuhur etmesinin haklı gerekçeleri olduğuna şüphe yoktur ve hasbelkader bu konularla uğraşanlar da durumun farkındadır. Örnek kabilinden zikretmek gerekirse; her ne kadar kavramın ortaya çıkışı 1700’lü yıllarda olsa da, fikrî olarak Oryantalizmin izlerine, henüz 741 tarihli the Byzantine-Arabic Chronicle ile 754 tarihli the Mozarabic Chronicle adlı çalışmalarda dahi rastlamak mümkündür. 741 tarihli kronik, Hz. Muhammed’i soylu bir kabilenin prensi ve Bizans İmparatorluğundaki asi Müslüman-Arapların (Saracen) lideri olarak tanıtıp ordusunun Suriye, Arabistan ve Mezopotamya’yı işgal ettiğini söylemekte; diğer kronik ise yine Hz. Muhammed’i askerî lider ve peygamber olarak resmederken, aynı zamanda onu hilebaz biri şeklinde gösterip haysiyetlice değil, gizlice isyan çıkaran biri olarak zikretmektedir. Yine bu kronik, Hz. Muhammed’in tasvirini ve askerî teşebbüslerini eskatolojik bağlamda değerlendirerek Hz. Muhammed’in vefat ettiği döneme ve Antichrist (Deccal) ismine karşılık gelen 666 tarihine vurgu yapmaktadır. İslam’ın neşet ettiği ve sınırlarını genişlettiği dönemi müteakiben, özellikle siyasi, askerî ve dinî çerçevede cereyan eden gerilim, bugün Batı zihniyeti olarak addettiğimiz, dönemin Avrupa’sının ilmî, siyasî, askerî ve ekonomik alanda “öteki” olarak gördüğü Doğu ve/veya İslam karşısında görece geri kalmışlığını ortaya koymuştur.

Dönemin Avrupa’sının kendi içinde geçirmiş olduğu dinî ve sosyal dönüşüm ve akabinde vuku bulan Sanayi devrimi ile rollerin değişmesi, “öteki” gördüğü dünyayı tanıma ihtiyacını doğurmuş; bunun sonucunda ise fikrî oryantalizm, artık daha siyasi, daha akademik, daha kültürel, daha dinî bir Oryantalizm haline evrilmiştir ki bundan kasıt, sömürgecilik düzeninin altyapısının teşekkülüdür. Bu noktadan sonraki Oryantalizmin serencamı, “öteki” tarafından İslam düşmanlığı üzerine inşa edilen sistemli bir yapı şeklinde algılanmayla sonuçlanmıştır. Bu bağlamda 1700’lerden itibaren G. Sale, S. Ockley, S. de Sacy, Sir. W. Jones, R.P.A. Dozy, E.Renan, W. Muir T. Nöldeke gibi müsteşriklerin çalışmaları, bu algının temellerini oluşturmuştur, demek yanlış olmayacaktır. Bu isimleri takiben, C. Snouck, Goldziher, G. E. von Grunebaum, bu algıyı yakın tarihlere kadar taşımışlardır. Nitekim günümüz akademi dünyasında İslami ilimlerle meşgul olanların zihnindeki Oryantalizmin izdüşümlerinin olumsuz olması, oldukça haklı gerekçelere ve malzemeye dayanmaktadır.

Çok genel özetini vermeye çalıştığım Oryantalizmin tarihî seyri ve isimlerini zikrettiğim bazı oryantalistler, genelde İslam tarihi, özelde Siyer alanıyla meşgul olanlarca malumdur. Fakat özellikle günümüzde yaşayan, hala akademi dünyasında mesleğini idame ettiren çağdaş Oryantalistlerin varlığından, bunların çalışmalarından ve görüşlerinden ne derece haberdar olduğumuz sorusundan hareketle, bu köşede bu isimlerden ve eserlerinden bahsetmeye çalışacağım. Özetle zikrettiğim Oryantalizm ve Oryantalizm algısının günümüzdeki temsilcileri itibariyle gözlemlenebilir bir değişime uğradığı kanaatindeyim.  Bunu da Siyer Oryantalizmi özelinde ele almaya gayret edeceğim. Siyer Oryantalizmi, kavramsal çerçeveyi belirtmek, sınırlarını – her ne kadar esnek ve girift olsa da – çizmek için kullandığım bir isimlendirmedir. Giriş babından bu yazımızı takiben, Hz. Muhammed’in hayatından, şahsiyetinden, ilişkilerinden, içinde yaşadığı toplum ve dönemden bahseden oryantalistler, diğer bir ifadeyle, çağdaş siyer oryantalizmi ve oryantalistleri, bu köşedeki yazılarımın konusu olmaya devam edecektir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ