UA-113875625-1

Resulullah’ı Müfterilerden Koruma Görevi

Resulullah’ı Müfterilerden Koruma Görevi

     Söz konusu hadis rivâyetlerinin kaynak değeri olunca iki uç kabûlün varlığı hemen gözümüze çarpıyor. Bunlardan biri daha önceki bir yazımızda ele aldığımız, sorunlu rivâyetlerden yola çıkarak tüm hadislerin kaynak değerini yok saymak iken diğeri de tüm hadis rivâyetlerini tartışılmaz metinler olarak görmek, bir başka deyişle sağlam çürük ne varsa tüm elmaları sepete doldurmak.
       Bunun en bâriz örneklerinden biri, medyada sıklıkla karşılaştığımız bir kanaat önderinin, konuşmalarında uydurma rivâyetleri toplayan bir esere atıfta bulunarak verdiği metinleri sahih gibi gösterip kendi sözlerine delil getirmesiydi. “el-Leâli’l-Mesnûa’da geçtiğine göre” diye başlayan ifadeler, her ne kadar aktarılan rivâyetlerin sağlamlığına hüccet olarak söylense de sadece eserin tam isminin “el-Leâli’l-Mesnûa fi Ahâdîsi’l-Mevdûa” olması bile kaynağın yalnız uydurma hadisleri bir araya getirdiğini göstermeye yeterli.
       Bir metne “uydurma” denildiğinde, “Hz. Peygamber yalan mı söyledi” şeklinde verilen tepkilerin yersizliği ortada. Zira burada Hz. Peygamber’e yalan isnâdı değil, uydurdukları bir metni onun adını kullanarak menfaat elde etme çabasındakilerin iftirada bulunduklarını, onların yalan söylediklerini ifade etmek söz konusu.
       Öte yandan herhangi birimizin, söylemediğimiz bir söz üzerinden tanınmamız, değerlendirilmemiz ve itham edilmemizi hoş karşılamayacağı, bu duruma tepki göstereceği ve buna da hakkı olduğu ortada iken, söz konusu hadisler olunca sonradan yakıştırıldığı ve literatüre dâhil edildiği âşikâr olan sözler için “uydurma” diyememek ve hatta “uydurma” diyeni yargılamak, Hz. Peygamber’i bu haktan mahrum bırakmak değil midir?
       Resulullah’a atfedilen haberlerin sağlamlığını tetkik etmek, sahihini mevzûundan ayırmak sadece bugün değil geçmişte de hadis ulemâsının vazife addettiği bir ameliye. Yazılan onca mevzû haber kaynakları bunun en açık delili. Hal böyleyken bir metne “uydurma” demek, diyenin yargılanmasını ve itham edilmesini değil, niyeti ve sorumluluk üstlenmesi bakımından takdir edilmesini gerektirecektir. Tabiî ki burada hadis usûlünün esas alınması, şahsî tercihler değil bu ilmin kurallarının belirleyici olmasının lüzumu ortadadır. Dolayısıyla “bana göre” ler değil, “hadis usûlüne göre” ler dayanak noktası olacaktır.
       Senet ve metin tenkidinden geçirilmiş, Hz. Peygamber’e aidiyeti konusunda müspet kanaat hâsıl olmuş rivâyetlerin, Siyer’in en önemli kaynaklarından biri olduğu şüphe götürmez bir durumdur. Pek tabiîdir ki, hayatı incelenen Hz. Peygamber’in sözleri, fiilleri, takrirleri ve ahvâlini göz ardı etmek mümkün değildir. Üstelik hadis merviyâtında, Siyer ve tarih kitaplarında bulamayacağımız türde sosyal ve günlük hayata, âdetlere, ibadet ve çeşitli fıkhî meselelerin ilk uygulamalarına dair zengin malzeme bulmak imkânına sahibiz. Bunları kullanmadan yapılan bir Siyer çalışması, eksik ve hatta doğru sonuçlara götürmekten uzak olacaktır. Hele ki ilk dönem İslâm toplumunun bir kesimini veya yönünü ele alan bir araştırmada hadisler, bu içeriklerinden dolayı neredeyse ilk kaynak seviyesine çıkmaktadır.
       Dolayısıyla hadislerin kaynaklığı konusunda, ne onları yok saymak ne de tamamını sorgulamadan kullanmak gibi her iki uç noktada olmak yerine, bu ilmin usûlüne göre tenkit süzgecinden geçirilmiş sahih rivâyetleri araştırmalarımız için olmazsa olmaz bilmek orta yolu bulmak demektir.
31/05/2018

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ