Siyer Çalışmalarında Hıristiyanlıktaki Kavramların Kullanım Sorunu – II

31.07.2018
A+
A-
Siyer Çalışmalarında Hıristiyanlıktaki Kavramların Kullanım Sorunu – II

Günümüz Siyer çalışmalarında Hıristiyanlıkla ilgili monofizit, monoteist, teslis gibi kavramların zaman zaman yanlış kullanımını önceki yazımızda ele almış, aralarındaki farklılıklara değinmiştik. Bu yazıda ise “teslis ve monofizitliğin birleşimi” veya “ara yol” şeklinde yanlış ifade edilen diofizitlik kavramını değerlendireceğiz.

Diofizitlik, Hıristiyanlıkta teslisi oluşturan Baba, Oğul ve Kutsal Ruh üçlemesinden, monofizitlikteki gibi sadece Oğul Hz. İsa’nın ilahi-beşer tabiatıyla ilgili bir kavramdır. Monofizitlikte, Hz. İsa’nın beşeri tabiatından ziyade, ilahi tabiatının varlığına inanılmaktadır. Monofizitliğe açıklık getirmek için erken dönem Hıristiyan teologları, bir damla sirkenin denizde kaybolup gitmesi gibi Hz. İsa’daki beşeri tabiatın, ilahi tabiatta kaybolduğu veya absorbe edildiği meşhur örneği kullanırlar. Diofizitlere göre ise İsa’da birbirinden ayrılmaz ve birbiriyle birleşmez iki tabiat vardır. Diğer bir ifadeyle diofizitlik, Hz. İsa’da hem insan hem de ilahi tabiatın bir arada olduğunu savunan iki tabiatçılık; monofizitlik ise tek tabiatçılık olarak tanımlanabilir.

Monofizit ve diofizitliğin birbirinden resmi ayrılığı konsiller ile olmuştur. Oğul İsa’nın Tanrı olduğu kabul edilip üçlü birlik olan teslisin kesin ilanı ile tartışmalar sonlanmamış aksine daha da alevleniştir.  Teslisin ilanının ardından, önceden beri tartışılan İsa’daki beşeriyet temel mesele olmuştur. İsa’nın Tanrı kabul edilmesi beraberinde Tanrı ve insanın bir bedende nasıl bulunacağı sorusunu gündeme getirmiştir. Zira Tanrı olan İsa dünyada beşer gibi yaşamış, dahası çarmıhta ölmüştür. Bu konuda iki temel görüş savunulmuştur. Bunlardan biri İsa’da hem tanrı hem de beşer tabiatının varlığını iddia etmiş, diğeri ise İsa’da sadece tanrı tabiatının olduğunu savunmuştur. Tartışmaların büyümesi 431 yılında Efes Konsili’nin toplanmasına sebep olmuştur. İsa’da iki tabiatın olduğunu savunan Nesturiler aforoz edilmiştir (Nesturilerin iki tabiat savunması diofizitlikten biraz farklıdır ancak burada ayrıntıya girilmeyecektir). Tek ilahi tabiatın olduğunu savunan monofizit taraf ise konsilden galip çıkmıştır. Ancak bu konsille tartışmalar sonlanmamış, imparator 451 yılında Kadıköy Konsili’ni toplamak durumunda kalmıştır. Bu konsilde, 431 Efes Konsili’nin aksine İsa’da hem beşer hem de tanrı tabiatının bir arada bulunduğunu iddia eden diofizitlik kabul edilmiştir. Böylece monofizit görüşü savunanlar sapkın ilan edilmiştir.

Diofizitler genel olarak Arap Yarımadası’nın kuzey ve kuzeybatı kısmında yer alırken  Necran ve Habeşistan Hıristiyanlarının çoğunluğu monofizitliği savunmuştur. Ancak günümüz Siyer çalışmalarının bazılarındaki, diofizitlikten ziyade monofizit görüşü savunmalarından  dolayı tek tanrı inancının (monoteizm) onlarda hakim olduğu ve dolayısıyla İslam’ı kolay kabul ettiklerine dair iddialar, kavram kargaşasından kaynaklanan yanlış bir yorumdur.

Görüldüğü üzere monofizit ve diofizit görüşler, Hz. İsa’nın ilahi-beşer tabiatını bir arada taşıyıp taşımaması ile ilgili bir durumdur ve Teslis tartışmasından farklı bir konudur. Diofizitlik, iddia edildiği gibi “teslis ve monofizitliğin birleşimi” olmadığı gibi bir ara formül de değildir. Diofizitlik, monofizit inanca karşı savunulan bir görüştür.

Hıristiyanlıkta hayati önem taşıyan bazı kavramları ve onların tarihsel arka planını bilmek aynı zamanda gruplar arasındaki farklılıkları ve bazı tarihsel ihtilafları bilmek anlamında da gelmektedir. Bu durum siyer çalışmalarında Hıristiyan din mensuplarıyla ilişkileri anlama açısından önem taşımaktadır.

31/07/2018

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.