Siyer ve Nümismatik-II

28.01.2019
A+
A-
Siyer ve Nümismatik-II

Siyer’in araştırılmasını usûl açısından tahkîk ve tahlîl etmeye çalıştığımız yazılarımızla esâsen sahaya ilişkin ma’lumâtın, muhtemel neticelerden ziyâde tanımlanabilir mutlak değerlerle ele alınmasını önermekteyiz. Değilse tasnife tâbi ilimlerden birinin diğerine olan üstünlüğü, şerefi ya da önceliğinden veya ilimlerin bir kısmını diğer bir kısmının tamamlayıcısı olup olmadığını konu edinmemekteyiz. Bu çerçevede önceki yazılarımızda Siyer’in arkeoloji ve nümismatikle olan ilgisini kurarken toprağın altı ile üstünün birbirini desteklemesi gerektiğinden bahisle, bilhassa sikkelerden elde edilebilecek bilgilere, ne yürürlükte oldukları ne de sonraki dönemde müdahale edilmesinin neredeyse imkânsız olduğunu ifade etmiştik. Dolayısıyla sikkeler bize geçmişle ilgili eşsiz bilgiler sunacak ama elbette nümismatik, arkeolojiden tamamen bağımsız biçimde değerlendirilemeyecektir. Doğal olarak Siyer de her iki ilmî disiplinin verilerini kullanmaktan geri durmayacaktır. Ama bu durum da hiçbir zaman Siyer’in arkeolojiye veya arkeolojinin nümismatik ilmine üstünlüğüne dair bilgi sunmayacaktır.

Siyer’e ilişkin hemen her araştırmanın muhteviyâtında, İslâm öncesi veya sonrasında, temelde Hicâz’ın ama özelde Mekke ile Yesrib’in geçim kaynakları muhakkak belirtilmekte, cümlelerin öznesi de farklı birkaç başlığa rağmen genellikle ticaret noktasında kesişmektedir. Ticarî faaliyetler, söz konusu şehirlerin malî açıdan geleneksel yapısını oluştururken Mekke veya Medine’de organize olan Müslüman toplumun mezkûr yapının uzağında kaldığını veya kalacağını söylemek mümkün değildir.

Kaldı ki Resûlullah’ın (as) Yesrib’e hicret etmesiyle birlikte yeniden şekillenmeye başlayan İslâm medeniyetinin iktisadî yapısı, temel prensipleri itibariyle Resûlullah (as) döneminde belirlenmiş, bu belirleme periyoduna geleneksel olduğunu ifade ettiğimiz ticarî yapı da etki etmiştir. Fakat bunlardan ayrı olarak ganimetlerin kimlerden alınacağı, ne şekilde dağıtılması gerektiği, zekât ve cizyenin keyfiyyeti, ticarî mallar vergisi olan uşür, gümrük vergisi, ihtisâb vs. husûslar yeniden tanzim edilmişse de İslamî tarzda bir sikkenin basımı (darbı), henüz söz konusu olamamıştır. Bunda elbette teknolojik imkânlardan yoksunluk da etkilidir fakat herhalde bu faaliyetin hem o dönemde öncelikli bir iş olmadığı hem de Arapların malî geleneğinde böyle bir hususun yer almadığı da düşünülmelidir. Nitekim Resûlullah’ın (as) ve Müslümanların, gerek İslâm öncesi ve gerek sonrasında, ticarî faaliyetlerinde geçer akçe olan, Rum ve Sâsânîlere ait sikkeleri kullanıyor olmasını da bu şekilde anlamak gerekir. Üstelik Resûlullah’ın (as) hicretten hemen sonra doğrudan paranın ıslâhına veya basımına girişmesi, Rumlarla Müslümanları çok daha erken bir dönemde karşı karşıya getirebilirdi ki birazdan temâs edeceğimiz üzere Hz. Ömer döneminde böyle bir durumla karşılaşılmıştır.

Öte yandan Resûlullah’ın (as) ve hatta ilk Müslüman olan sahabenin çoğunluğunun uzunca bir süre ticaretle meşgul oldukları bilinmektedir. Kaldı ki Yesrib hicretinin hemen sonrasında Medine’de önce bir mescid akabinde Medine pazarı kurulmuş, Mekke’de elde edilen tecrübeler Yesrib’e aktarılmıştır.

Bir başka ifadeyle geleneksel toplum yapısı, dinî meseleler hâricinde, pek çok yönüyle ve benzer şekilde Yesrib’e de yansımaya başlamıştır. Zira toplum aynı toplum, coğrafya aynı coğrafyadır. Sözün burasında önemle vurgulamalıyız ki Müslüman toplumun Yesrib’deki gelir kaynağı, sadece savaş endeksli ganimet değildir. Zira böyle bir yaklaşım gerek Resûlullah’ın (as) ve gerekse sair sahabenin ticarî noktadaki kabiliyetlerini görmezden gelmek demek olacaktır ki bu da Müslümanların ekonomik açıdan büyüme yörüngesini anlayamamak anlamına gelir.

İslâm medeniyetinin yeniden şekillenmeye başladığını söylediğimiz Medine’de her ne kadar ticarî prensiplerin disiplinli bir şekilde varlığından bahsetmiş olsak da İslamî tarzda paranın darbı meselesi ilk kez Hz. Ömer dönemine (634-644) tesadüf edecektir.

Gelişen coğrafî sınırlar, artan gelirlere bağlı olarak teşkîl edilen ve devletin gelir-gider kalemlerinin yer aldığı dîvân defterleri Müslüman toplumun kurumsallaşması yönündeki en bâriz göstergelerinden sadece birisidir. Ancak bu dönemde İslâmî tarzda sikkelerin basımına girişilmesinin de üzerinde önemle durulması gerekmektedir.

Paranın Araplaştırılmaya başlandığı bu dönemde Hz. Ömer’in Rum imparatoruyla mektuplaşması, Rum imparatorunun sikkeler üzerinde, Hz. Ömer’in emriyle gerçekleştirilen reformu eleştirmesi ancak dönemde Müslümanların sahip oldukları güç nedeniyle Rum imparatorunun Hz. Ömer tarafından çok da dikkate alınmaması toplumun gelişimini göstermesi bakımından mühimdir. Bu konular belki başka bir yazının kaleme alınmasını gerekli kılmaktadır. Biz burada sadece Siyer’in nümismatikle olan ilgisini örneklendirebilmek amacıyla konuya atıfta bulunduğumuzu ifadeyle yetinmek istiyoruz.

Neticede sikkeler, toplumların sadece malî açıdan değil askerî ve sosyo-kültürel açıdan gelişmişliğine de ışık tutmaktadır. Alanımızda bu konularla ilgili teferruatlı çalışmaların yapılmadığını da bi’l-vesile arz edelim.

28/01/2019

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.