UA-113875625-1

Hz. Âdem ile İblis Kıssasına Nüzûl Ortamından Bakış (II)

Hz. Âdem ile İblis Kıssasına Nüzûl Ortamından Bakış (II)

     Kur’ân, anlaşılması sürecinde çoğunlukla lafız eksenli bir okumaya tabi tutulmuştur. Tefsir müellefatına yüzeysel olarak göz atıldığında dahi rahatlıkla böylesi okumaları görmek mümkündür. Buna mukabil, onu, makasıd odaklı okumalara tabi tutanlar da olagelmiştir. Fakat “Kur’ân’ı makasıd odaklı okuyorum” derken onun asla söylemediği şeyleri söyleten kimseler de tarihte varlık sahnesinde boy göstermiştir ki bâtınîler bunların başında gelmiştir. Bâtınîlerin kötü şöhretleri ise Kur’ân’ın makasıd odaklı okumalara tabi tutulmasının önüne geçmiş ve Kur’ân’ı lafız odaklı okumaya tabi tutan kesim hâkimiyetini muhafaza etmiştir.

       Tüm bunlarla beraber kaynağım, Kur’ân’ı makasıd odaklı okumaya tabi tutmuş ve öncelikle Kur’ân’da geçen bütün el-İnsan ifadelerinin kafire olduğu kadar mümine de hitap ettiğini belirtmiştir. Ona göre Kur’ân-ı Kerîm, insandan bahsederken aslında mümin ya da kâfir ayrımı yapmaz. İnsan acelecidir, cimridir vs. dediğinde bunlar, her bir insanın doğasındaki özelliği ifade etmektedir. Bu nedenle insandan bahseden her bir ayet mümini de mümin olmayanı da içine alır. Bu ise Kur’ân’ın, öncelikle mümin muhatabına, “Sende şu türden kötü huylar var, onları mümkün mertebe tasfiye etmeye çalış” şeklinde dolaylı bir emri anlamına gelmektedir.

       Kur’ân’ın dolaylı bir dil kullanması, bir şeyi söylerken aslında başka bir şeyi anlatması tevhide yönelik davette takip ettiği önemli bir esastır. Onun böylesi bir dil kullanmasındaki maksatlarından biri muhatabını rencide etmemektir. Bu gerekçe ile bazı durumlarda muhataba doğrudan hitap yerine tarihte vuku bulmuş bazı örneklemeler gösterilir. İblis de bu örneklerin başında gelmektedir.

       Mekkî sûrelerde yoğun olarak işlenen İblis teması, vahyin nazil olduğu ortama hem bir cevaptır hem de psikolojik bir tahlildir. Şöyle ki mezkûr temanın öncelikli muhatabı Mekkeli elitedir. İblis hilafete ve dolayısıyla riyasete kendisini layık gördüğü için “Âdem’e secde edin” emrine karşı çıkmıştır. O, buna, kendisi dururken Hz. Âdem’in hilafete layık olmayışını gerekçe göstermiştir. Ona göre kendisi ateşten yaratıldığı için, özü toprak olan Hz. Âdem’den üstündür. Kaynağım, burada kişinin fıtraten, kendisine üst olana itaat etmekte sıkıntı duymazken, kendisi ile aynı seviyede ya da daha alt durumda olana itaat etmekte zorluk çekeceğini söyler. Bu durumda Kur’ân, İblisin söz konusu gerekçesini tahkiye ederken aslında Mekkeli elitenin Hz. Peygamber’e niçin itaat etmediklerini de belirtmiş olmaktadır. Onlara göre Hz. Peygamber, hem yetim ve öksüz hem de fakir ve ebterdir. Kendileri ise zengin ve erkek evlat sahipleridir. Bu durumda birisi peygamber olacaksa bu kişi peygamber olmaya layık yani dünyevi açıdan üstün bir kimse olmalıdır.

       Görüldüğü üzere Kur’ân, İblis temasını bir maksada binaen işlemiş ve psikolojik gerekçelerin her zaman için haklı-tutarlı olmadığını belirtmiş olmaktadır. Bu arada kaynağım “Cennetten kovulduktan sonra İblisin nereye düştü”ğüne yönelik birtakım rivayetlere karşı şöyle der: “Mel’ûn, kendisine “Defol!” dendiğinde o nereye defolacağını biliyordu. Onun nereye defolduğu da bizi ilgilendirmemektedir.”

23/05/2018

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ