UA-113875625-1

Mus’ab’a Ağlarken

Mus’ab’a Ağlarken

“Ağlamak, ruhsal arınmanın en doğal yolu” olarak tanımlanır. Bizim toplumumuzun değer yargılarında ağlak insan merhametli ve duygusal olarak görülür. Toplum olarak duygusalız vesselam… Ağlamayı da ağlayanı da ağlayanla ağlamayı da severiz. Nitekim “Yüzünde hüzün var; derin bir hüzün. Gözleri, göz kapakları şişmiş ağlamaktan. Ellerini, tıpkı namazda olduğu gibi, birbirine kavuşturarak önüne bakıyor. Hepimiz, onun konuşmasını, söze onun başlamasını bekliyoruz. Tevazusu, hem herkesi rahatlatıyor, hem de geriyor açıkçası.” güzellemelerinin yapıldığı riyakar şahıs sırf ağlak olduğu için kitleleri etkileyip kendisine bağlamayı başarabilmişti bu toplumda.

Eeee madem yanlış yollara, yanlış insanlara intisap edecek kadar seviyoruz ağlamayı, bu hafta gerçekten uğruna ağlanmayı hak eden birinden bahsedelim.

Mus’ab b. Umeyr…

Kureyş’in sidâne ve hicâbe görevleriyle sancaktarlığını yapan Abdüddâroğullarından zengin bir ailenin çocuğu… “Muhammed’e ancak ayak takımı zevat ve köleler inanır” safsatalarının şuyû bulduğu zamanda İslam’la müşerref olmuş, bu yüzden ailesinin baskısına maruz kalmış ilk müminlerden bir İslam neferi… İslam tarihinin ilk öğretmeni… Ve Medine’ye ilk hicret eden sahabî… Hz. Peygamber’in hicretine kadar Medine’nin İslamlaşmasına vesile olan başarılı mübelliğ… Bedir’de muhacirlerin, Uhud’da Muhacir ve Ensâr’ın yani bütün Müslümanların sancaktarı…

Buraya kadar okudunuz ve ağlanacak bir şey bulmadınız haliyle… Acele etmeyin derim ben, okumaya devam edin…

Mus’ab b. Umeyr, Uhud’da şehit olan sahabîlerden… Hz. Peygamber’in kabre konulmadan önce onun naaşının yanına gelip “Seni Mekke’de görmüştüm. Ne senden daha ince (şık) bir elbisesi olan, ne de güzel görünüşlü birisi vardı. Şimdi sen bir bürdenin (hırkanın) içinde saçı başı dağınık haldesin.”dediği ve “Mü’minler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice kişiler vardır. Onlardan bazısı sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; bazısı da (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” mealindeki ayeti okuduğu rivayet edilir.

Habbâb b. Eret, Mus’ab b. Umeyr’in Allah’ın kendilerine nasip ettiği hiçbir dünya nimetine erişemeden ahiretine irtihal ettiğini ifade ettikten sonra “Mus’ab, Uhud günü şehit edilmişti de biz onu saracak bir kefen bulamamıştık. Üzerindeki hırkasıyla onu sarmaya çalıştık. Hırkayla başını örttüğümüzde ayakları açıkta kalıyordu; ayaklarını örttüğümüz zaman ise başı açığa çıkıyordu. Hz. Peygamber, bize başını örtmemizi ve ayaklarının üzerine de ızhır denilen kokulu bir ot koymamızı emretti” demiştir.

Hala ağlamadıysanız öncesi ve sonrası resmi netleşmemiş demek ki zihninizde. Bu, okuyanın hatası değil elbette, yazanın resim kabiliyetinin iyi olmaması sebep… İyisi mi ne yapalım? Şaban Öz’ün Mus’ab Ağlarken tiyatrosunu sahneleyecek yetenekler ve imkânlar bulup Allah ve Resulü için dünyalık nimetleri öteleyen bu müstesna şahsiyeti zihinlere ve kalplere kazıyalım.

“Ruhun mutluluğu bedenin aldığı hazlardan kat be kat fazla”…

 

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ