UA-113875625-1
Hz. Peygamber'i anlama ve anlatma yolunda...

Siyeri Kur’ân ve Rivayetler Üzerinden Okumak (II)

Siyeri Kur’ân ve Rivayetler Üzerinden Okumak (II)

     Aristo, insanın bilmeye ihtiyaç duyduğunu ve bu nedenle bilmek için sürekli sorular sorduğunu söyler. Hemen hemen aynı ifadeler Kaynağım tarafından da zikredilir. Bilme merakı ise insanın kimi zaman öğrendiğinde hayatında herhangi bir faydasını göremeyeceği soruları sormasına da yol açmıştır. Soruların sorulmasında bir beis yoksa da bunlara cevap üretme çabası bazen “gaybı taşlamakla” eş değer niteliktedir. Zira bu türden çabalarda –fıkhî saha hariç- kişinin kati bilgisi olmadığı halde görüş beyan etmesi söz konusudur. Öyle ki beyan edilen bu görüşlerin gerçeklikle bir ilgisi olmamakta, üstelik bunlar “hakkında bilginin olmadığı meselelerde görüş bildirme…” (İsra 17/36) ayetine muhalif olmaktadır.

       İnsanın Kur’ân’ın muhatabı olması ve “tefekkür et”, “aklet” vb. ayetler nedeniyle Taberî’den Kâdı Abdü’l-Cabbâr’a kadar pek çok âlim “Kur’ân’da anlaşılmayacak hiçbir meselenin olmadığı”nı söyler. Zira anlaşılmayacak olsa “onu aklet” denmesinin de bir anlamı olmayacaktır. Kur’ân’da anlaşılmayacak bir şey yoksa bile gözden kaçan mesele onun ilk muhatabının Hz. Peygamber oluşudur. Bu ise bazı durumlarda sadece onu ilgilendiren ve başkasına açıklanmayan bazı ayetlerin olduğu anlamına gelmektedir. Böylesi durumlarda Hz. Peygamber’e özel olarak sormamaları halinde sahabe efendilerimizin dahi anlamını bilemediği ayetler söz konusu olacaktır. Onların vahiy vasatında yaşamış olmaları bu gerçeği değiştirmeyecektir.

       Sahabenin o an merak etmediği ya da önemsemediği meseleler ise sonraki süreçte önemsenip bilinmek istenmiştir. Bu meyanda mesela Hz. Nuh’un gemisinin kaç katlı olduğu, Hüdhüd kuşunun ya da Ashab-ı Kehf’in yanlarındaki köpeğin cinslerini merak edenler çıkagelmiş bunun üzerine bu vb. sorulara cevaplar verilmiştir. Kaynağıma göreyse bu vb. türden sorulara ayet ya da Hz. Peygamber tarafından bir açıklama gelmemişse yapılması gereken en güzel şey “Allah bilir” deyip geçmektir. Zira sahabenin de önemsemediği bu türden soruların cevaplarının bilinmesinin insan hayatında ekstra bilgi temin etmekten başka bir karşılığı olmayacaktır. Üstelik müfessir İmam Taberî’nin de belirttiği üzere “Bir şeyin gerçekten bilinmesi gerekli olsaydı Allah o şeyi insanlara bildirirdi.” Tahrim 66/1-3 ayetlerine konu olan Hz. Peygamber’in eşlerine dair mesele de aslında bu meyandadır.

       Şöyle ki tefsirlerimiz incelendiğinde bu ayetin nüzulüne dair birbirinden farklı üç rivayet yer almaktadır. İlk iki rivayet Hz. Aişe ve Hafsa ekseninde diğer rivayet ise Zeynep bint Cahş çerçevesinde ele alınmaktadır. “Ayetlerin hangi gerekçeye binaen indiğinin bilinmesi çok önemlidir” şeklindeki algı o derece kanıksanmıştır ki bu algı –kanaatimizce- ayetin vermek istediği mesajın gölgede kalmasına yol açabilmiştir. Hâlbuki gerek aynı konuda birden fazla rivayetin bulunması ve gerekse Hz. Peygamber’den konu ekseninde doğrudan bir açıklamanın gelmemiş olması O’nun neyi kendisine haram kıldığının belirtilmesini gerektirecek bir durumun olmadığını gösterir. Kaynağıma göre burada açıkça bilinen tek bir durum söz konusudur o da Hz. Peygamber ile eşleri arasında bir problemin vuku bulmasıdır.

       Ayetin hangi hadiseye binaen indiğinin bilinme gerekliliği fıkhî saha için lazım ise de şahsi hadiselere binaen inen ayetlerde nüzul sebepleri üzerinde derinlemesine durmak bazen ayetin vermek istediği asli mesajın arada kaybolmasına neden olduğunu söylemek mümkündür. Hâlbuki Kaynağımın da belirttiği üzere bu ayetlerdeki öncelikli vurgu –Allah en iyisini bilir- ailesine karşı iyi davranmakla görevlendirilen Hz. Peygamber’in diğerleri gibi bu görevini de ileri derecede iyi bir şekilde ifa etmesi sonucu sıkıntıya düşmesi nedeniyle görevin hafifletilmesidir. Bu durum aynı zamanda Kur’ân’da sadece Hz. Peygamber ile ilgili ayetlerin bulunduğunu da söylemiş olmaktadır. Ayetin Hz. Peygamber üzerinden dolaylı olarak yaptığı ikinci vurgu ise kişinin helal olan şeylerden istifade etmemesinin mümkün olduğudur. Zira harama helal demek başka bir şeydir, helal olan şeyden istifade etmemek başka bir şeydir.

       En doğrusunu Allah bilir.

24/06/2014

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ